|
Yeşilırmak havzasında , Karadeniz bölgesinin
orta bölümünün yerleşime en müsait yerinde kurulan Turhal
, İç Anadolu'yu Karadeniz'e ,
Doğu Anadolu'yu batıya bağlayan yolların kesiştiği yerde
kurulmuştur. Cumhuriyetin ilk yıllarındaki nüfusuyla
küçük bir yerleşim yeri iken 1944 yılında ilçe olan Turhal
; bugün yüzbini aşan nüfusu, konumu ekonomik yapısı ile
ülkemizin en hareketli yerleşim yerlerinden birisi haline
gelmiş, adı geleceğin vilayetleri arasında geçer olmuştur.
Antik
çağlarda Pontus Galatikus, ustus polemoniakus, Komona
Pontik gibi adlarla anılmış olan Turhal'ın tarihinin
binlerce yıl ötelere gittiği anlaşılmaktadır. M.Ö. 3000
yıllarında Mezapotamya'da yaşayan Sümer alfabesi ile
yazılmış iki kitabenin Turhal Kalesinde bulunduğundan söz
edilmesi, Turhal'ın tarihinin 5000 yıl önceye gittiğini
göstermektedir. Kesin olmamakla beraber Turhal, Kasiura,
Gayura, Turnalit isimleri taşımıştır.
Turhal
Binlerce yıldan beri ilgi odağında olmasının neticesinde
sayısız savaşların sonucunda farklı yönetimlerde
kalmıştır. M.Ö. 745 yıllarında Asurlular M.Ö. 7000
yılarında Kimmerler, M.Ö. 612 yıllarında Medler, M.Ö. 546
yıllarında ise İran asıllı Persler bu çevreyi (yöreyi)
yönetimleri altına almışlardır.İskender'in ortadoğu seferi
ardından büyük bir baskı dönemi yaşayan Anadolu
eyaletleri, komutanlar arasında bölüşülmüş; Pers
soylularından Ariaretes, Gaziura'yı (Turhal) başkent
yapmıştır.Bizans sınırları içerisinde olduğu yıllarda
küçük bir yerleşim birimi olan Turhal, Beylikler
döneminde Eratna Beyliği sınırları içinde idi. 1399'da
ilk kez Osmanlıların eline geçti. Ankara savaşından sonra
Timur'un çekilmesi ile birlikte 1413'te kesin olarak
Osmanlı topraklarına katıldı. 19. yy 'ın II. yarısında
yöreyi etkileyen en önemli olay göçmenlerin gelişi idi.
1854-1878 Kırım savaşı, 1855-1859 Şeyh Şamil ayaklanması
ve 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşından sonra Anadolu'ya gelen
Balkan ve Kafkas göçmenlerinin bir bölümü Turhal yöresine
yerleştirilmişlerdir.Mütareke ve milli mücadele yıllarında
Turhal, Mustafa Kemal ATATÜRK'ün önderliğinde tüm
varlığını ortaya koymuş, Kurtuluş Savaşında yüzlerce şehit
vermiştir.
Zengin ve engin bir tarihe sahip olan bu güzel
ilçe, Cumhuriyet döneminde de önemli ünlere olaylara şait
olmuştur. yurt ekonomisinde de önemli bir yere ve paya
sahiptir. Temeli 1933'te dönemin Sanayi Bakanı Celal Bayar
tarafından atılan ve açılışı 1934 yılında İsmet İnönü
tarafından yapılan ve dünyanın en kaliteli şekerini üreten
Turhal(Muammer Tuksavul) Şeker Fabrikası, Turhal Makina
Fabrikası yöreye hayat vermiştir. Son yıllarda konfeksiyon
(tekstil) alanında gerçekleşen yatırımlar, Antimuan
madeni, Kevser süt ve yem fabrikaları ülke ve ilçe
ekonomisinde önemli bir yer tutmaktadır.
Günümüzdeki Turhal’ın yerinde bir zamanlar güzel bir kent
bulunmaktadır. Günün birinde kenti düşmanlar kuşatır.
Zorlu bir çarpışma olur; bir çok yiğit ölür. Savaşın
şiddetlendiği bir gün namlı yiğitlerden biri, düşman
ordusunun içine dalar, gün batışına değin kılıç sallar.
Güneşin battığı an, bir kılıç darbesiyle başı gövdesinden
ayrılır. Kesikbaş yuvarlana yuvarlana kentin dışındaki
köprüye gelir. O sırada nereden geldiği belirsiz bir ses
“DUR KAL” diye seslenir. Kurulan kente DURKAL adı verilir.
Bu ad zamanla “Turhal” a dönüşür.
Turhal’ın günümüze kadar yazılmış bir tarihi
bulunmadığından hangi tarihte kimler tarafından kurulduğu
kesin olarak bilinmemektedir. Bugüne kadar yapılan
araştırmalarda adı KAŞEN-KUŞAR, KASİURA, GAYGURA VE
TURNALİT olarak geçmektedir.
Turhal kalesinde bulunduğu söylenen iki
kitabenin Sümer yazısı ile yazılı olması, Turhal’ın
inşasının Sümerlere kadar indiğini göstermektedir.
Sümerlerin M.Ö. 3000‘li yıllarda yaşadıkları düşünülürse
Turhal’ın kuruluş tarihinin günümüzden yaklaşık 5000 yıl
öncesine dayandığı anlaşılmaktadır.
M.Ö. 2000-1900’lü yıllarda Hitit (Eti)ler
Amasya, Tokat, Sivas ve çevresini de ele geçirmişlerdir.
Kaynaklara göre (Eti Kralı Mürşil‘in kitabesi) Kral
Sebbiliyame (babası) kışı KOMANA (Gümenek) da geçirdi. Bu
yüzden ZİLE, KASİURA/TURHAL, KOMANA (Gümenek) gibi sınır
boyları yerleşim birimleri ETİLER’le KASGALAR arasında el
değiştirmiştir. M.Ö. 1200‘lü yıllarda Batı Anadolu‘dan
Friglerin Yeşilırmak boylarına kadar ilerlemeleri ile
kültürlerinin de Turhal ve Zile’ye kadar yayıldığı
görülür.
Ayrıca M.Ö. 745’li yıllarda Asurların, M.Ö.
700‘lerde Kimmerlerin, M.Ö. 612’li yıllarda Medlerin, M.Ö.
546’lı yıllarda Perslerin Tokat, Amasya, Sivas ve Turhal’ı
hakimiyetleri altına aldıklarını görüyoruz. Pers
İmparatorluğunun çökmeye başlaması ve M.Ö. 3. yy’dan sonra
Büyük İskender’in Anadolu’yu işgal etmesi ile Makedonyalı
komutan SABİKTAS bölgede denetimi sağlayamayınca, Pers
asıllı ARİARETES Yeşilırmak merkezi GAZİURA “Turhal” da
bağımsızlık ilan ettirmiştir.
M.Ö.100’lerde Tokat çevresi ve Amasya Roma
İmparatorluğu Yönetimine girmiştir. M.S.395 ‘te Roma
İmparatorluğu ikiye ayrılınca bu bölge Doğu Roma’da
kalmış, Tokat ile beraber Amasya’ya bağlanmıştır. Bu
dönemde İranlı Sasanilerin, Müslüman Arapların akınlarına
maruz kalmıştır.
Alparslan’ın Malazgirt zaferiyle birlikte
Anadolu kapılarını Türklere açması neticesinde bu çevreyi
(Amasya, Turhal, Tokat) Danişment Gazi 1074’te
Bizanslılardan almıştır. 1178 ll. KILIÇ Arslan tarafından
Danişmentler sona erdirilince Anadolu Selçuklularınca
1335’de Tokat ve çevresi Eretna Oğullarına, 1391’de
Kadıburhanettin'e, 1392’de Osmanlı yönetimine katılmıştır.
1875’de yazdığı Seyahatnamesinden Turhal’ı şöyle anlatır.
“Turhal 3000 nüfuslu, Tokat Merkez Sancağına bağlı büyük
bir nahiyedir. Turhal Yerleşim olarak Kazova’nın
girişinde, vilayetin 35 mil batısındadır. Nahiye’nin
etrafı güzel meyve bahçeleri ile çevrilidir. Antik döneme
ait harabeler ve en önemlisi bir kale vardır.
19.Yüzyılın ikinci yarısında bölgeyi etkileyen
olay göçmenlerin gelişidir. Kırım savaşı, 1855-1859 Şeyh
Şamil ayaklanması ve 1877-1878 Osmanlı-Rus Harbinden sonra
Anadolu’ya gelen Balkan ve Kafkas göçmenlerinin bir bölümü
Turhal yöresine yerleşmiştir. Mütareke ve milli mücadele
yıllarında Turhal Mustafa Kemal’in önderliğinde tüm
varlığını ortaya koymuş, kurtuluş savaşında yüzlerce şehit
vermiştir.
Milli mücadelenin en önemli adımı olan
Samsun’dan Amasya’ya; oradan da Sivas’a geçen Mustafa
Kemal’in güzergahında Turhal vardır. İşte bu geçişler
Turhal’ın kaderinde dönüm noktasıdır.
Turhal 1892 Yılında belediye olmuş ve 1.9.1944
tarihine kadar Tokat’a bağlı bucak olarak yer almıştır. Bu
tarihten itibaren ilçe merkezi haline gelmiştir.
1923’lerde 300 haneli bir bucak iken 19 Ekim 1934’de Şeker
Fabrikası açılmasıyla ekonomik ve sosyal açıdan hızla
gelişmeye başlamıştır. Son Nüfus sayımına göre merkez ilçe
nüfusu 100.000‘e yaklaşmış ve bir çok il’den nüfusça daha
büyük bir ilçe olmuştur.
Turhal Kalesi (Dengiboz Kalesi)
İlçe
merkezindeki tepede yer alan kaleden, günümüze pek az şey
kalmıştır. İki burç harabesi ve kapatılmış yeraltı
geçitleri dışındaki yapı malzemeleri, kale eteğinde
kurulan kent için sökülerek taşınmıştır.
Üzerindeki iki Sümer kitabeden, tarihini Sümerlere kadar
yani M.Ö. 3000 yıllarına kadar götürebilmekteyiz. Bu
kitabelerin birincisi mağara girişinde kuzey dış kısımda,
diğeri ise Ramazan aylarında İftar ve sahurda top atılıp
(İftar ve sahur vakitleri için), davul çalınan yerde,
küçük tepenin doğu yönündedir.
1931
yılına kadar kale üzerinde, tarihi surlardan, üç tane burç
kalmıştır. Güneydoğu,güneybatı ve kuzeybatı doğrultusunda
yer alan bu burçlardan ( gözetleme yeri veya kulesi)
günümüzde iki tanesi kalmıştır. Genelde bu burçlar ve
surlardaki taşlar sökülerek mağaraya atılmıştır. Sadece bu
taşların mağarada çıkardığı yankıdan zevk alınmıştır. Bu
bilinçsizce davranışta mağaranın dolmasına sebep olmuştur.
Yoksa mağarayı doldurmak amacı ile atılmamıştır.
Kale
muhasaralarında yeraltından ırmağa inerek su almayı
amaçlayan veya kuşatmaları etkisiz hale getirmek için
kullanılan bir mağara bulunmaktadır. Çoğu insan bunun kral
hazinelerini korumak amacı ile yapıldığını zannetmiş.
Mağara bitiminde birde demir kapı olduğu rivayet
edilmiştir. 360 merdivenle inilen mağaranın çıkışı bugün
Amasya yolu kenarında bulunan Kız Kuran kursu binası
arkasındaki boş arsadadır. Mağara çıkışındaki tünele
girildiğinde çok güzel tuğla ile örülmüş üç-dört kişinin
rahatlıkla girebileceği dehlizle karşılaşılır. Dehliz
Amasya yoluna paralel güneye doğru uzanır daha sonra da
Doğ taşların evin yanından doğuya doğru kaleye
yönelmektedir: Günümüzde mağara taşlardan temizlenmiştir.
Fakat demir kapı bulunamamıştır. Çıkartılan sur taşları da
bir kenara yığılmış, surlarla tekrar buluşacakları günü
beklemektedirler. Mağaranın dış kısmında, su deposuna
bakan cephesinde kaleye oyulmuş Traversten şeklinde
üç-dört oturma yeri mevcuttur. Yine su deposunun yanından
kaleye çıkmak için yapılmış-bugün bozulmuş vaziyette
kayadan oyma merdivenler mevcuttur.
Amasya müzesinde eski yazı ile yazılı tarih
kitabında Turhal kalesinde hükümdarlık yapan kişilerin
adları mevcuttur.
Eski çağların coğrafyacısı Amasyalı Strabon (M.Ö.63-M.S.19)
eserinde Turhal'la ilgili şu ifadelere yer verir.
Yeşilırmak vadisinden bahsedilirken, ‘eski devirlerde
kralların oturduğu Gayyura-Gayyola şehrinden kuzeye doğru
dönmektedir.’ ifadesine yer verir. Burası Turhal’dır. Hem
Turhal kalesi hem de asri mezarlık yöresindeki tarihi
kalıntılar ile eski Turhal yerleşim yerindeki tarihi doku
bu tezimizi güçlendirmektedir.
Charles Mike burada bir şato ve yeraltı
yollarından bahsetmektedir. Bazı araştırmacılar da bu kale
de Tiraller- Tirgal - Turgal isminde bir kavmin
yaşadığından bahsetmektedir.
Kapodakya ve Pontusların büyük savaşlarına
sahne olmuş, bu Stratejik bölge aralarında sık sık el
değiştirmiştir. Son olarak Romalıların eline geçince,
Romalı general Ponpeis tarafından kale ve etrafı
yıktırılmıştır.
Fransız âlimlerinden Vital Cuinet'in 1892
yılında Paris'te basılan 3 ciltlik eserinde; 'Bu eski
kalede, dağın içine doğru inen kayalardan oyulmuş bir
yeraltı galerisi vardır. Hazinelerini emin bir yere
saklamak isteyen Pontus krallarından Mithridates
tarafından yaptırıldığı söylenmektedir.
Yazar Raynak dan naklen, Amasya tarihinde,
hicretten (622), 954 yıl önce (M.Ö.332)yılında Turanlı
evtan neslinden Aryarat isminde bir hükümdar, Durgal
kalesinde oturmuştur. Aryarat l.Dara'nın komutanlarından
Turanlı (Asya ve Türk kökenli) evtan neslinden olması
sebebiyle eski Togayıtların askeri planını uyguladığından,
yönetim alanlarına güneyde Elbistan, Konya,Kayseri ve
Maraş illeri ile Karadeniz sahilinden Sinop'ta dahildi.
Aryarat çok zeki ve tedbirli bir kimse olduğu için Turhal
kalesinde uzunca süre-asırlarca- hükümdarlık etmiştir. Bu
gücünü de 15000 süvari ile 30000 piyadeden oluşan
ordusundan almakta idi. Hicretten 945 yıl evvel (M.Ö.323)
yılında Sabıktay isimli bir general komutasındaki
birlikler Turhal kalesini kuşatarak, Kale komutanı
Aryarat'ı ailesiyle birlikte öldürmüştür. Bir süre 2.
Aryarat Turhal'da hükümdarlık yaptıktan sonra 3. Mihridat
ile Turhal'da yapılan savaşta yenilmiştir. 3. Mihridat
Yeşilırmağın doğu bölgesi ile şehri tamamen eline alarak
Amasya'yı kuşatmıştır. Şehri almasına rağmen Turhal'da
ikamet'e (oturmaya) devam etmiş, ancak Turanilerin
sevgisini kazanınca, Turhal'ı terk edip Amasya'yı başkent
yapmıştır ve Turanilerin birçok oymağı bulunmaktadır:
Tiraller, Tirgal ve Turgallar. Turhal bölgesini
anayurtları gibi benimsemişlerdi. Yıllarca Turhal
kalesinde kalıp, çevreye hakim olmak için birçok savaş
yapmışlardır. M.Ö. 200 yıllarında Turhal'da hükümet
yapmışlardır.
Hicretten 752 yıl önce (M.Ö.130 yıllarında)
Kapadokya hükümdarı olan 7. Aryarat babasının intikamını
almak için Turhal'a hücum edip, şehri ele geçirmiş
burasını kendine başşehir yapmıştır. Romalıların teşviki
ile Pon bölgesine akınlar düzenlemiştir. 6. Mihridatı'ı
yenerek babasının ( 2.Aryarat'ın ) intikamını almıştır.
Fakat Amasya'yı kuşatmasına rağmen almayı başaramamıştır.
Hicretten 714 yıl önce (M.Ö.92 yıllarında) 7. Mihrıdat
(Amasya kıralı), Kapadokya hükümdarı 7. Aryarat ile Turhal
yöresinde yaptığı savaşı kazanarak, 7. Aryarat ve
ailesini ortadan kaldırmıştır. Tekrar nüfuz bölgesini
genişleterek; Kapadokya ve Pon bölgelerini üçüncü defa
birleştirmiştir. 7. Mihridat için tarihi kaynaklar
övgüler yağdırmıştır: Cesur, savaşçı ve eşi bulunmaz
hükümdar diye bahsederler.
Kale ile ilgili menkibe: Battal Gazi Turhal
kalesini almak istediği halde alamaz. Sonrada muhakkak bu
kalenin ırmakla bağlantısı var diye karşı bağlardaki
söğütlerin altına pusuya yatar. (Salkım söğütler yol
yapmak için ve çevre düzenlemesi için kaldırılmıştır.) Bir
zaman sonra ellerinde kovalar ile üç kadın belirir.
Sularını doldurup dehlize doğru yönelirler. (Bugün bu
mağara çıkışı kız Kur'an kursunun arkasındaki boş
arsadadır.) Battal Gazide peşlerinden gider. En sondaki
bayan Battal Gaziyi fark ettiği halde, bozuntuya vermez.
Fakat kaleye varır varmaz, kale muhafızlarına ihbarda
bulunur. Arkamızda yabancı bir şahıs var diye. Battal
Gazi yakalanıp zindana atılır. Burada başlar sesli sesli
Kur' an okumaya. Kale muhafızının kızı Varvara bu Kur'an
ziyafetinden etkilenir ve Müslüman olur. Sonra da babasına
kilise yaptıracağım diye Ulu camiyi yaptırır. Bu kısımlar
ulucami ve varvara suyu bahsinde detaylı olarak
açıklanmaktadır.
Kesikbas Camii ve Türbesi
Asıl adı Şeyh Abdullah Efendidir. Türbesi Kesik
baş camiinin yanındadır. Sahabe olduğu rivayet edilir. Muaviye zamanında İstanbul'un fethi için Anadolu'ya
gelmiştir.. Bayat ve Kuytul köylerinin geliri ona
bırakılmıştır. Camii H.1172/M.1759 yılında Yeşil ırmak
kavsi içine inşasına başlanmıştır.. Büyük kubbe ve cami
1172 de inşa edilirken, küçük kubbeler ile minare 1180
yılında inşa edilmiştir. Aynı yıl yani H.1180/M. 1767
kadınlara mahsus bölüm(Kadınlar Mahfili)yapıldı. Aynı
İstanbul'daki büyük-Selatin camilerdeki Hünkar mahfilleri
gibi Cami içine bakan tarafına pencerelere kafes kondu.
Doğu tarafındaki bu ilave üç basık kemer üstüne oturtuldu.
1939 depreminden sonra da, duvarları yarıldığı için tamir
görmüştür. Turhal girişindeki ana köprünün yanındadır.
Türbe ise caminin batı duvarına bitişiktir. Türbenin cami
içine açılan bir kapısı mevcuttur. Tarihi bir hüviyet
taşıyan, taş çerçeveli ahşap kapı büyük bir sanat
şaheseridir. Gerek ahşap kapı da gerekse taş çerçeve
kabartma ve oyma süslerle bezenmiştir. (Fakat günümüzde
ahşap kapının yerinde sacdan yapılmış bir kapı mevcuttur.
Hırsızlar ahşap kapıyı açmak için kırmışlar, güzelim sanat
şaheseri yok olmuştur.) Bu ara kapı üzerindeki kitabede
cami ve türbenin Şeyh Hacı Mustafa Efendi tarafından
yapıldığı yazılıdır. İnşaatla ilgili iki kitabe daha
mevcuttur. Yani toplam üç kitabe bulunmaktadır. Diğer iki
kitabeden ikincisi minare girişinde, üçüncüsü ise ana
giriş kapısının üstündedir. (Camiye kuzey girişinde ilave
bölüm yapıldığı için ana girişteki kitabe içeride
kalmıştır.) Camiden türbeye, iki küçük kubbeli sahan ile
geçilir. Bu geçiş bölümünde üç adet dor nizamı sütun
mevcuttur Dor sütunları erkeği ve gücü simgelemektedir.
Camideki Maşallah yazısı da çok güzel sitilice edilmiştir.
Orijinalleri minber çıkışının üstünde, birde caminin ana
girişindedir. Minare bitişiğinde, girişi iç sahandan
yapılan çilehane mevcuttur.
Caminin kubbesinin bağlantı kasnağında her yönde üçer adet
olmak üzere 12 adet kemerli pencere mevcuttur. Bu
pencereler caminin aydınlatılmasını sağlar. Kubbe
kasnağının alt kısmında kuzey güney yönünde 2. sıra : 3'er
adet kemerli pencere daha mevcuttur.
Caminin arsası 2018 m2, iç alanı 510 m2 olup,
1000 kişi aynı anda namaz kılma kapasitesine sahiptir.
Türbe içindeki sandukalarda; Kesikbaş Şeyh Abdullah
Efendi(Kıble tarafı), yanında bir horasan ereni, (Büyük
ihtimalle Lengeri Baba) onun yanında hizmet karı bayan,
onların yanında hanımları ile Şeyh Mustafa Efendi
yatmaktadır. İki küçük sanduka da da Şeyh Mustafa
Efendinin çocukları yatmaktadır. Türbe 1978 de onarım
görmüştür. Ayrıca türbede kapalı cam bir ayaklı dolapta
Kesikbaş hazretlerinin cübbesi, kemeri ve tespihi
mevcuttur.
Devamlı yanında durup cenaze namazı kılmamıza
rağmen çoğumuzun bilmediği, cami altında galeri mevcuttur.
Demir kapı ile korunan bu tünelle yeşil ırmağın altından
karşıya geçilmektedir. Caminin kıble tarafında yer alan bu
tünel girişi, merdivenle aşağıya inerek demir parmaklık
arkasından seyretmemiz mümkündür. Günümüzde güvenlik
sebebi ile giriş kısmının hemen akabinde duvar örülerek
kapatılmıştır. ana camii altında yer almaktadır.
Eskiden cami çıkışında, kuzeydoğusunda bir
hamam kalıntısı mevcuttu. Zeminden aşağıda kalmıştı.
Kubbesi yol hizasında idi. Bu yüzden rahatlıkla kubbe
pencerelerinden içerisi gözetlenebilirdi. Belediye
başkanlarında Raif bey orada tavşan beslerdi. Çocukken
gidip seyrederdik. Ücretsiz hayvanat bahçesi idi. Bugünkü kesikbaş kavşağının genişletilmesi veya çevre tanzimi
sırasında yıkılmıştır.
Yine Kesikbaş çevresindeki tarihi yapılardan
Hükümet binasından bahsetmek istiyorum. Caminin doğu
tarafında iki katlı ahşap bir bina idi. Yıkılmasından önce
bir süre de Mehmet Akif İlkokulu olarak hizmet vermiştir.
Bu şekilde Turhal'ımıza ait eski tarihi yapılar bir bir
yok edilmiştir. Turhal'ın yerleşimi çok eski diyince.
Tarihi yapı niye yok sorusu soruluyor. Fakat bilinçsizce
bu tarihi yapılarda yok edilerek tarihle bağlantımız
kalmamıştır.
Kesikbaş ile Turhal ismi arsında da irtibat
kuranlar vardır. Kesikbaş çarpışırken şehit düşen insanın
vücudundan ayrıldıktan sonra, yuvarlanmış Dur-gal diye
bir nida ile durdurulmuş. Turhal ismi buradan gelmektedir.
Dur-gal telaffuz edile edile Turhal halini almıştır. 2006
yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından restorasyonu
yapılmış, cami giriş kapı yerleri değiştirilerek yeniden
düzenlenmiştir.
MERKEZ CAMİİ
Merkez Camii inşaatına 1985 yılında kurulan
Vakıf kanalıyla başlanmış ve bütün masrafları halkımız
tarafından karşılanarak 1992 yılında ibadete açılmıştır.
Mimarı Zileli Ömer ERYILMAZ' dır. Caminin kuruluş alanı
6220 m2, oturum alanı 1760 m2, Caminin kullanım alanı 500
m2'dir. Alt katında bulunan 62 adet işyeri üzerine inşa
edilen cami 5 katlı bina yüksekliğindedir.Caminin 1'i
büyük Ana kubbe, 8'i küçük olmak üzere 9 kubbesi olup, 12
ana direk üzerine kurulmuştur.Büyük kubbesinin yüksekliği
27 metredir.Caminin küçük kubbelerinin örttüğü arka ve yan
kısımlara asma katlar yapılmıştır.Bu katlara cami
avlusunda her iki yanda bulunan merdivenlerden
çıkılmaktadır.
Caminin
doğu, batı ve kuzeyinde bulunan 3 ana kapısının haricinde
bir de görevlilere ait bölümde olmak üzere 4 kapısı
mevcuttur.Caminin bulunduğu kattaki avlunun ortasında
küçük bir şadırvan olup, etrafı yine küçük kubbelerle
çevrilmiştir.Camiye kuzey kısımda bulunan her iki yönden
çıkılabilen iki kademeli merdivenlerle çıkılmaktadır.Cami
içerisinde ve avlusunda aynı anda 2000 kişi namaz
kılabilmektedir.Caminin batı kısmında bayanların namaz
kılacakları ayrı bir bölüm de mevcuttur.
Caminin iç mekan duvarları çinilerle
kaplıdır.Duvarlar da ve Mihrap kenarlarında kurandan
ayetler içeren hat sanatı ile şekillendirilmiştir.Minber,
Mihrap ve Kürsü değişik figürlerde mermer ile yapılmıştır.
Caminin ısıtılması zemine döşenen sıcak su boruları ile
yapılmakta olup, salon tipi klimalarla da
desteklenmektedir. Caminin doğu ve batı yönünde yerden
yüksekliği 97 metre olan, 2 şerefeli minareleri
bulunmaktadır.
Turhal'ın bütün köy kasaba ve merkezinde bulunan
camilere ezan ve vaazlar merkezi sistemle bu camiden
yayınlanmaktadır. Caminin batı kenarında bulunan avlu
girişinde yeraltı tuvaletleri, banyosu, abdest alma
yerleri vardır. Avlunun ortasına 2006 yılında H.Hüsamettin ALPAT hayrına, mermerden büyük bir kubbeli şadırvan inşa
edilmiştir. Şadırvanın güney kısmında bulunan büyük bir
alanda musalla taşları ile cenaze namazı kılma yeri
hazırlanmıştır.
Ulucami ( Camiikebir)
Varvara tarafından yapılmıştır. Varvara Rum
kale kumandanının kızıdır. Battal Gazi kaleye esir
düşünce, ondan etkilenerek Müslüman olmuştur. Battal Gazi
sesli olarak zindanda devamlı Kur'an okur ve namazını
kılardı. Varvara Müslüman olduğunu gizleyerek. Babasından
kilise yapımı için izin ister. Amacı cami yaptırmaktır.
İnşaat bitiminde babası kontrole gelir. Bir bakar ki ne
görsün kilise yerine cami yükseliyor. Kızgınlıkla kızına
kılıcını sallar. Yaralan Varvara sürüne sürüne (vara
vara) oradan uzaklaşır. Varvara suyunun çıktığı bölgeye
gelince ruhunu teslim eder. Öldüğü yerden bugünkü Varvara
suyu ve gözeleri-kaynakları çıkar. Cenazesini de yanındaki
tepenin zirvesine defnederler. Tepenin ismi de bundan
böyle Varvara tepesi adını alır.
Cami 762 m2 arsa üzerine yapılmış olup, iç
alanı 450 m2'dir.İbadet kapasitesi de 600 kişidir. Zaten
caminin yapılış planına bakıldığında farklı bir plan
uygulanmıştır. Şöyle ki; genelde camilerin yapılış planına
göre, ana giriş kapısı kıblenin, mihrabın karşısındadır.
Yani kuzeydedir. Hâlbuki bu caminin giriş kapısı
diğerlerinden farklı olarak batı taraftadır, yan
kısımdadır. Aynı kilise mimarisinde olduğu gibi. Caminin
tamiri ise Emir İshak tarafından M.950 / H.1530 tarihinde
yapılmıştır. İshak Bey, Kanuni Sultan Süleyman'ın
komutanlarındandır. Turhal'a Abaza Mehmet Paşa'nın
cezalandırılması için gelmişti. Caminin bakımsız durumunu
görünce tamir ettirmeye karar verip, tamir ettirmiştir. Bu
konudaki kitabe caminin iç giriş kapısının üzerindedir.
Yanına ilave bölüm yapıldığı için kitabe içeride
kalmıştır.
Çukurda kaldığı ve zeminden su çıktığı için,
H:1319/M: 1802 yılında zemin toprakla doldurulmuştur.
Almus barajı yapılana kadar Yeşilırmak sık sık taşardı.
Ekili alanlara ve yerleşim yerlerine çok zarar verirdi.
Taşıdığı zaman Ulu caminin duvarının dibine kadar
ulaşırdı. Yeşilırmağın taşması son bulduğu için günümüzde
tekrar eski haline getirilmiştir. Bugün ana camiye girmek
için merdivenle aşağı doğru inilerek girilmektedir. Ana
caminin arkasındaki asma katta kaldırılmıştır.
İki kubbelidir. İkişer basık kemerle doğu-batı
yönünde genişletilmiştir. Cami girişindeki bölüm sonradan
ilave edilmiştir. 1939 depreminde ( halk arasında büyük
zelzele denir) minarenin şerefe üzeri yıkılmıştır. Şerefe
tamir edilirken biraz da uzatılmıştır. Turhal'ın en eski
camisidir. İkinci Dünya Savaşı sırasında camide atlı
askerler ağırlanmıştır.1951 yılında tamir edilerek tekrar
ibadete açılmıştır. 2006 yılında Vakıflar Genel Müdürlüğü
tarafından restorasyonu yapılarak tekrar hizmete
sunulmuştur.
Kova Mahallesi Camii
Kova
Mahallesi camii Ali Ağa tarafından yaptırılmıştır. ( 1300
'lü yıllarda) Cami içinde çocuk okulu bulunmakta idi.
Turhal'ın eski yerleşim yerlerinden aynı isimli mahallede,
kale mezarlığının yanında bulunur. 700 yıllıktır. Kurulum
alanı 180 m2, iç alanı 150 m2'lik ve 200 kişilik hacimli
camii ahşaptır. Minber de ahşap ve adedir. Mihrabın
karşısında ahşap asma kat bulunur. Günümüzde güvenlik
sebebi ile minaresi yıkılmıştır. Camide modern bir
şekilde kale ve mezarlık eteğine yeniden inşa
edilmektedir. Tarihi ve ahşap camii zaman zaman tamir
görmüştür.
YENİŞEHİR CAMİSİ (Çifte minare)
Fevzi
Çakmak Mahallesinde Zile yolu kenarında 1500 m2 arsa
üzerinde inşaatına 1965 yılında başlanmış ve 1970 yılında
ibadete açılmıştır. İç alanı 400 m2'dir. Mimarı İnş.Yük.Müh.Ömer
KUNTAY'dır. İbadet alanı 600 kişiliktir. Taş duvar
görünümlü, çifte minareli, klasik Osmanlı mimarisi
betonarme karkas, tek kubbeli olarak inşa edilmiştir.
Avlusunda yeraltı tuvaleti ve üzerinde kubbeli şadırvanı
bulunmaktadır.
Emir Muhammed Nurullah (Pisik Çarpan)
Şeyh
Mehmet Nurullah, Emir Mehmet tekkesi diye de geçer. Halk
arasında 'Pisik Çarpan' olarak bilinir. Eskiden türbede
akşamları aydınlatma amacı ile kullanılan mumları bir
kedinin içeri girip yemesi üzerine, kediyi duvara
çarparak öldürmüştür. Bu yüzden vatandaşlar arasında
Pisik (Kedi) Çarpan olarak adlandırılmıştır.
Çocukluğumuzda kedinin parçalanmış ve duvara yapışmış
cesedini, can havliyle duvardaki tırnak izlerini
seyrederdik. Hemen girişte sol taraftaki duvarda
bulunurdu. Badana ile izler kaybedilmiştir. Selçuklu
komutanlarındandır. Turhal'ın fatihidir. Turhal'ı
Rumlardan fethetmiştir. Turhal kalesinin alınması
sırasında da şehit düşmüştür. Şehitler şehit düştükleri
yere defnedildikleri için buraya defnedilip üstüne de
tekke-türbe yapılmıştır. Amasya caddesinde, Erkek Kur'an
Kursu binasının arkasında ve Ahi Yusuf türbesi
bitişiğindedir. Ok, yay, kılıç, kalkan ve sancağı şerifi
1925 yılında Tokat Müftüsü Faik Efendi tarafından Tokat
Müzesine teslim edilmiştir.
Türbesi kubbelidir. Giriş kuzey kısımdadır. Batı
duvarında bir penceresi bulunur. Kare plan uygulanmıştır.
Türbe girişindeki kitabede vefat tarihi 701 olarak
kaydedilmiştir. Türbe içinde üç mezar mevcuttur. Biri Şeyh
Mehmet Nurullah hazretlerine diğer ikisi ise komutanlarına
aittir. 1934 yılında Bucak Müdürü olan Hakkı Efendi,
türbeyi tamamen yıktırmak istemiş. Sadece kubbeyi
yıktırmaya muvaffak olmuş. Akabinde felç olduğu,
hastaneye kaldırıldığı için yıkımdan vazgeçilmiştir.
Yıkımda görevli işçilerden ikisi damdan düşerek, biri de
pencereden düşerek ölmüşlerdir. Türbenin kubbesi aslına
uygun olarak 1947 yılında yeniden inşa edilmiştir. Ahi
Yusuf Türbesi ile Şeyh Nurullah Türbesi arasında kubbeli mescid vardı. Bakımsızlıktan yıkılmıştır.
AHİ YUSUF
Semercilerin piridir. Amasya yolunda, Erkek Kuran
Kursu binası arkasındadır. Hem tekkesi hem de yatırı
bulunmaktadır. Vefat tarihi: H.723/M.1324 'dür. Bu tarih
türbenin doğu girişindeki giriş kapısı üzerindeki
kitabede mevcuttur. Turhal'a H.701/M.1301 yılında
gelmiştir. Tekkesinin önünde imarethane (Aşevi)
yaptırarak, fakirlerin istifadesine sundu. Bu aşevinden
Turhal Medresesinde okuyan öğrenciler ile Turha1'dan gelip
geçen garip yolcular da istifade ederdi. Dazya(Gümüş top)
köyündeki değirmen ve çevre köy gelirleri ona aittir.
Yeşil ırmak kenarındaki, eski tarihi Karataş hamamı da ona
aittir. Hamamın yapılış tarihi 1315'dir.
Kendi
geçimini, bugün kuş cenneti olan ve koruma altına alınan
kaz gölü çevresinden getirttiği kamışlarla yaptığı hayvan
semerlerinden temin ederdi.Bu yüzden mesleğin piri olarak
kabul edilir .Ahi Yusuf odun taşıyan hayvanların
sırtlarındaki yaraları görünce bundan son derece rahatsız
olup üzülmüş,bu hayvanların yaralarına çare bulmak için
gece gündüz düşünmüş. Sonunda kendi buluşu olan 'Semer'i
icat etmiştir. Semercilerin piridir.
Türbe
kare mimari plana göre yapılmıştır. ilhanlı eseridir.
Girişi kuzey tarafındaki kapıdan yapılır. 1934 yılında
bucak müdürlüğü yapan Hakkı Efendi Ahi Yusuf türbesini
yıkmak istedi. Ancak kubbesini yıktırabildi. Felç oldu.
Hastaneye kaldırıldı. Kazma vuran işçilerden ikisi damdan
düşerek, biri de pencereden düşerek öldüler. 723
senesinde inşa edilen türbe ilhanlı eseridir. Tekkenin
güneyinde çilehane mevcuttu. Bilahare bu çilehane
yıktırılmıştır. Duvarla da kapatılmıştır. Tekkenin
kubbesi yıkıldıktan sonra bugünkü ahşap kırlangıç çatı
yapılmıştır. Güney-kıble cephesinde bu yıkım işi ile
ilgili izler mevcuttur. Kuzey cephesinde -kırık üç parça
mermer kitabede-Ammere hazihil mergadil mübareke lişşeyhil
zahit Ahi Yusu (Kadesallahu sırruhu) fişehri şaban sene
selase işrın ve sebamiyye : ebced hesabı ile H.723/M.1323
yazılıdır. Tarih düşülmüştür. Türbenin batı cephesinde
dikdörtgen iki pencere, kıble duvarında kare bir pencere
mevcuttur.
Türbe
içerisindeki iki büyük kabir arasındaki sanduka şeklindeki
mermerde: La ilahe illallah, Muhammeden Resulullah,
Bismillah yazılıdır. Ahi Yusuf Anadolu ahilerinden Veysel
Karani'nin akrabası dır. Türbedeki keçe külah Veysel
Karani'ye aittir. Tekkedeki ok, yay, sancaklar ve otuz
adet Kur'an cüzi Tokat müzesine kaldırılmıştır.
Ahi Yusuf’un yaptırdığı imarethanenin(Aşevinin) Osm. T.
Cilt-1 s.543 de Çelebi Mehmet'in (annesine) ait oldugu
kayıtlıdır.
Ahi
Yusuf Türbesi ile Şeyh Nurullah Türbesi arasında kubbeli
mescit vardı. Bakımsızlıktan yıkılmıştır. Türbe çevresinde
Ahi Yusuf Kabristanı mevcuttu. Şehir merkezinde kabristan
olmaz diye kaldırılmıştır.
Hamama
gelince Yeşilırmak kıyısında ismini taşıyan (Hamam Mah.)
mahallededir. Hamam 715 tarihinde inşa edilmiştir. 1945
yılında 22 bin liraya Mustafa Erişkin'e (Hamamcı
Mustafa'ya) satılmıştır. Yine halk arasında dolaşan
söylenceye-rivayete göre, zaman zaman Ahi Yusuf bu tarihi
hamamına gelip yıkanırdı. Çünkü bu tarihi hamamdan çıkan
bir zat, tekke yanına-türbe çevresine gelince kaybolurdu.
Bu kişinin Ahi Yusuf olduğuna inanılmıştır.
1092 yılında Turhal'da kazalık beratı Ahi Yusuf’a
verilmiştir.
Lengeri Baba (Mustafa Dede)
Kesikbaş
camii yanındaki mezarlıkta veya Türbe içinde şeyh
Abdullah'ın yanındadır. Kesikbaş türbesini yaptıran Şeyh
Mustafa Efendinin yanından ayrılmayan son derece yum uşak
huylu, sevimli yüzlü sofi ve ermiş bir ihtiyar vardı;
Mustafa Dede.. Türbe inşaatı devam ederken, Tokat
evliyalarından Tüysüz Baba terpoşlu (üstü açık ve yayvan
bakır tabak)ile helva gönderir. Helva dolu kab Tokat'tan
Yeşilırmağa bırakılır ve Turhal'dan da Nur yüzlü bu sofi
Mustafa Dede tarafından alınır Şeyh Mustafa Efendiye
takdim edilir. Şeyh Mustafa Efendi helvayı yedikten
sonra, Mustafa Dede'ye, bizim helvamızı da sen gönder diye
talimat verir. Mustafa Dede, kendi eliyle yaptığı helvayı,
daha büyük bir bakır tabağa-Lenger’e koyar ve ırmağa koyar
ve akıntıya yukarı Tüysüz Baba'ya gönderir. Bu olaydan
sonra Mustafa Dede'nin adı Lengeri Baba olarak kalır.
Hacı Baba Sultan
Celal
Mahallesinde Alemoğlu camiinin bahçesindedir. Tarihi
kitabesi mevcuttur. Sadece yatır bulunmaktadır. Hacı Baba
Sultan fakir dostu olup açları doyuran büyük bir sehavet
sahibi , cömert bir zattı.
Utak Dede
Ana
köprü ve Kesikbaş camii yakınlarında idi. Ana köprünün
doğusunda ve hisar altında bulunduğu tarihi kayıtlarda
mevcuttur. Bugün hiçbir iz bulunamamıştır.
iskender Baba
Tekkeler
çıkmazında, bir evin giriş katında bulunmaktadır. Üstünde
ev mevcuttur. Ahi Yusuf(Semercilerin Piri) türbesinin
yanındaki sokaktadır. Mütevazi bir yatırdır. Buradaki
tarihi taşlar Ahi Yusufun duvarında kullanılmıştır.
Kara Baba Sultan
Kökse
köyünde yattığından bahsedilir. Yaşlılarımıza sorduk
Burasının hangi köyümüze ait olduğunu bilen çıkmadı.
Pir Ahmet Dede Sultan
Bugünkü
Otogar ve Kamyoncular Nakliyat'ın arkasındaki
boşluktadır. Şeyh Şehabettinin doğrultusuna düşmektedir.
Eskiden burası büyük bir kavaklıktı. İlçenin en yaşlı
ağaçları bulunurdu. Çok sayıda da mezar taşı bulunmakta
idi Bugün pancar sezonunda Şeker Fabrikasının pancar
döküm alanı olarak kullanılmaktadır.
Tekke Kavagı ve Yagmur Duası
Bugünkü
Şeker Fabrikası arıtma tesisleri ayağının bulunduğu
bölgede çok yaşlı ağaçlar bulunurdu. Çok sayıda da mezar
mevcuttu. Bu tarihi kavaklar, Şeyh Şehabettin önünde
bulunup sonradan yıkılan tarihi kavak ile Meclis Bahçesi
(Şeker Fabrikası Lojmanları Yanı)önündeki tarihi kavakla
(Anısına' her yıl festival düzenlenir) yaşıt idi..
Sonradan Tekke Kavağı bölgesindeki bu tarihi kavaklar
kesilmiştir. Hâlbuki eskiden bu bölgede Yağmur duasına
çıkılırdı. Kurbanlar kesilir. Büyük kazanlarla pilavlar
kaynatılır. Yağmur yağması için, ölmüş bir atın kurumuş
kafatasına bazı ayetler yazılarak suya bırakılırdı (Yeşilırmağa).
Yağmurun çabuk gelmesi içinde: kuzular koyunlardan,
çocuklar analarından ayrılırdı.Yağmurun gelmesi ile de
şükür duası ile o bölgeden ayrınılırdı.
Şeyh Şehabettin Süheverdi
Asıl
ismi Şeyh Şahap'tır. Bu büyük zatında türbesi Amasya taran
şehir girişinde yani kuzeyindedir. Aynı adı taşıyan
mezarlığın. yanı başında, güney batısına düşmektedir.
Kale eteği ve Yeşil ırmak kıyısında, otogar'ın karşısına
isabet etmektedir. Türbe önce ahşap inşa edilmiştir.
(H.1171/M.1758 ) Muharrem ayında, Derviş oğullarından Hacı
Osman Efendi tarafından. Bir oda ve geniş bir avludan
ibaret idi. Dikdörtgen plan uygulanmıştır. Türbe içinde
dört sanduka bulunur.Kıble (güney) tarafındaki büyük
sanduka Şeyh Şehabettine aittir. Diğer üç sanduka ise
hemen yanı başında hanımı, onun yanında oğlu, en sonda ise
hizmetlerine bakan kadın yatmaktadır. Asılları
Buhara'lıdır. Süheverdi kasabasındandır. Bağdat'da medfun
(yatmakta olan) Süheverdi hazretlerine bağlıdır.
Türbe çevresindeki bag ve bahçe geliri türbeye
bırakılmıştır. Çevlikler mevkiindeki tekke tarlalarının
geliri de ona verilmişti. Tamirleri de bu gelirlerden
karşılanmıştır. Bu irad arazisinin bir kısmı 93 Rus harbi
(1293 Rumi/1878 Miladi) muhacirlerine, bir kısmı da 1330
muhacirlerine ( 1914 Balkan harbi) tahsis
edilmiştir(verilmiştir). Tapuya kaydedilmiştir. Kalan
birkaç tarla da hamam mahallesi eşrafı tarafından
kullanılmıştır.
Tekkenin girişinde, Yeşil ırmak kenarında heybetli bir
kavak ağacı vardı. Dikildiği tarihi dedelerimiz dahi
hatırlayamamaktadır. Kocaman bir kolu da tekke üzerine
doğru uzanmakta idi. Gövdesinin çapı 11 metre, yüksekliği
15 metre idi. Bir gece ansızın yıkılmıştır(1966-67 yılı
olabilir) Şeyhin kerametindendir ki o koca dal ve ağaç,
türbeye zarar vermeden ırmağa uzanıvermiştir.
Şeyh Şehabettin'de niyet taşı da bulunmaktadır. Biri siyah
biri de beyaz olmak üzere iki parçadır. Niyeti kabul
alacaklara taşlar yerin den kalkar. Aksi takdirde
kalkmaz. Bugün tekkenin bakımını Yapazlar sülalesi
üstlenmiştir. 45 senedir bu hizmeti yürütmektedirler. Daha
önceden Yapazların gelini Ayşe bakarken, bugün Ayşe’nin
gelini Emine(Buhar) bu görevi yürütmektedir.
Medrese
Ulucami ile Kız Kur'an Kursu arasında idi. Bugünkü park ve
tuvaletin olduğu yerde. Her odasında 4-5 öğrencinin
kaldığı 7 odadan meydana gelmekteydi. Yağmur duası ve
namazı ile cenaze namazları burada kılınırdı.Cuma
namazları da burada eda edilirdi. Eski Turhal'ı
düşünürsek, şehrin tam orta yerinde idi. M.1898/H.1315
yılında medreseye 9(dokuz) oda ilave edildi. Medresenin
bahçesinin sulanması içinde Yeşilırmak üzerine bir dolap
yapılmıştır. Bahçenin içerisinde dört köşeli çeşme ile
fıskiye bulunuyordu. Şikâyet üzerine dolap
kaldırılmıştır. H. 1327/M.1909 yılında medrese
öğrencilerinin de askere alınması ile öğrenci sayısı
azaldı. Seferberlikte medrese ve Ulu camiye hayvan
bağlanmıştır. H. 1339/ M. 1909'da tavanı alınıp, Kesikbaş
camiinin tamiri için kullanılmıştır. Tavansız bina da
çürümüştür. Enkaz açık artırma ile satıldı. Daha sonra da
arazi Rumeli göçmenlerinden, mübadeleye tabi Arnavut bir
aileye verilmiştir
Mehmet Dede Türbesi : İlhanlı eseridir, 1312
yılında yapılmıştır. Mubariz Bin Mehmet yatmaktadır.
Ahni
Yusuf Türbesi:
1324 yılında İlhanlı döneminde yaptırılmıştır.
Semerciler'in Piri Yusuf yatmaktadır.
Dazya köyü (Dazimontis): Kazova´da bulunan önemli
bir tarihi alandır. Burada 1370 yılında Ertena Beyliği
döneminde Abdullah Bey tarafından yaptırılmış bir cami
bulunmaktaydı. Çok eski çağlara ait bir yerleşme
merkezidir. Çevreye yayılmış pek çok tümülüslerden en
önemlisi DÖKMETEPE´dir 1938 yılı müze kayıtlarına göre
burada at heykeli çevreye yayılmış seramik eşya,sütun,
başlık ve parçaları Horasan temeller ortaya çıkmıştır.
ENDÜZ tümülüsünde 1948 yılında Tokat Müzesi tarafından
yapılan kazılarda Helenistik çağa ait eserler bulunmuştur.
Asarkaya köyünde yapay mağaralar ve mezarlar , Asarcık,
Dereköy ve Beyobası'nda Latince ve Yunanca yazılı
kitabeleri, Emir Seyit ve Mercimek Dağı civarında kaya
mezarları vardır. Komana'dan kaçan Hıristiyan halkın, ilk
yerleşme alanlarından biri Dazya köyüdür.
Bu Sayfa sadece bilgi amaçlıdır.
Belge Olarak Kullanılamaz. |